“Belgostam” organizasyonlarından sonra edebiyatımızda yeni türler

Gazete

Ülkemizde gazetecilik hayatı ilk resmi gazete olan Calendari Vacaye ile başlamıştır. Bu gazetede devlet yenilikleri ve günlük olaylar tarihçilerin kaleminden alınmıştır. Takvim-i Vakayi resmi olduğundan ve dünyadaki gelişmeleri içermediğinden, William Churchill 1840 yılında Ceride-i Havadis adında yeni bir gazete çıkardı. Bu dergide öncelikle ilim, ahlâk ve edebiyat konuları sıralandı. Bir süre sonra gazetede yazılar ve oyunlar yayımlanmaya başlandı.

Gazetecilik için önemli sonuçlar 1859/1860’tan sonra ortaya çıktı. İlk özel gazete olan Tercüman-ı Ahval’ı çıkaran Şinasi, gazetesinin önsözünde gazeteciliğin asıl amacını anlattı. Tercüman-ı Ahval gazetesinde o dönemin siyasi ideolojilerine yer verilir.

Gazete birçok yeni edebî türün Türk edebiyatına girmesine vesile olmuştur. Edebiyatımız gazete sayesinde yeni türlerle tanıştı. İlk eserlerini tiyatro, çeviri, roman ve gazetelerde üretti. Bu türlerin yanı sıra makale, eleştiri, deneme gibi türler de gazeteyle birlikte edebî hayatımıza girmiştir. Edebiyatımıza yeni edebî türlerin girmesiyle birlikte yeni edebiyat da başlamıştır.

Tanzimat’tan sonra edebiyatımızda yayınlanan gazetelerden bazıları şunlardır: Calendar-i Vakayi (Resmi, 1831), Ceride-i Havadis (William Churchill, 1840), Tercuman-ı Ahval (Agâh Efendi ve Şinasi, 1860), Tasvir-i Afkar (Çin dili) . , 1862), Muhbir (Ali Sofay, 1866), İstanbul (Kemal Paşazade Said, 1867), Hürriyet (Diya Paşa ve Namık Kemal, 1868), Insights (Ali Efendi, 1869), Hakayek Vacay (Kemalpaşazade Said, 1870), İbrit (Namık Kemal, 1871)

Hikaye ve anlatım

Hikâye ve roman, insanların garip olayları anlama ve dinleme ihtiyacından doğmuş ve zamanla gelişerek edebî bir tür haline gelmiştir. Türk edebiyatına gazete kazandıran bu iki tür, daha önce edebiyatımızda yoktu. Türk edebiyatında masal, efsane, destan gibi türler vardır.

Roman edebiyatımıza ilk olarak çeviri yoluyla girmiştir. Fenelon’dan Yusuf Kamil Paşa’nın çevirdiği Telemak, Ahmed Lütfü Efendi’nin Arapça’dan çevirdiği Robinson Crouse, Teodor Kasap’ın Monte Cristeu’dan çevirdiği eserler Türk edebiyatında önemli etkiler bırakmıştır.

Batı tarzındaki ilk hikâyeler Ahmed Mit Efendi’nin “Latife Efendi”, Emin Nihad’ın “Çivilerin Adı” ve Şemeddin Sami’nin “Küçük Şeyler” öyküleridir.

Edebiyatımızdaki ilk yerli roman Şemseddin Sami’nin Taasşuk-ı Talat ve Fıtnat’ıdır (1872). Bu eser Ahmed Mithat Efendi’nin Hasan Mallah (1874) adlı romanından yola çıkmaktadır. Edebiyatımızdaki ilk edebî örnek Namık Kemal’in Aniba’sıdır. İlk tarihi romanımız Susam Namık Kemal’dir. Tema, Türk-İran savaşlarından alınmıştır. Köyümüzdeki ilk romanımız Karabeyek Nabizad Nazım’dır. İlk gerçekçi romanımız (Batı tarzında) Rikizade Mahmoud Akram’ın Araba Sevdası’dır. Psikolojik romanımızın ilk örneği Servetifün dönemi ressamlarından Mehmet Rauf’un kaleme aldığı Eylül romanıdır. İlk hikâye örneklerimiz Ahmed Mithat Efendi’nin 25 ciltlik “Lataifi Revit” adlı eseridir. Batılı anlamdaki hikâyelerin ilk örnekleri Şamipaşazade Sezai’nin Küçük eyler’idir.

sahne

Tanzimat dönemine kadar edebiyatımızda modern tiyatro yoktu. Geleneksel tiyatromuzun ürünleri olan Karagöz ve Orta oyunu gibi türlerde sahne ve süsleme gibi unsurlar yer almamıştır. Ayrıca bu türler bir senaryoya dayalı değildi. Batılı anlamda tiyatro edebiyatımıza ilk olarak Shinasi ile girmiştir.

Tanzimat’ın ilk yıllarından itibaren İstanbul’da birçok tiyatro binası yapılmaya başlandı. Hacı Naum, Ark ve Ortaköy tiyatroları bunların arasında sayılabilir. Bunun dışında yarı resmi karaktere sahip ilk ciddi Türk tiyatrosu, Gülü Ağup’un kurduğu “Osmanlı Tiyatrosu”dur (1867).

Tiyatral türde Şinasi dışında Ahmet Vivek Paşa’nın Moliere çevirileri öne çıkıyor. Ahmed Vivek Paşa, Moliere’nin 16 çevirisiyle Türk tiyatrosunu geliştirdi. Bursa hükümdarı iken bir tiyatro binası yaptırarak tiyatroyu Anadolu’ya taşıdı.

Tanzimat döneminde tiyatronun verimli olduğu yıllar 1870-1880 yılları arasıdır. Namık Kemal, Abdülhak Hamid Tarhan gibi sanatçılar tiyatroyu halkı eğitme aracı olarak görmüşlerdir. Abdul Haq Hamid’in eserleri çalınmak için değil, okunmak için yazılmıştır. “Dohtri Hindu, Igli Keys, Tarak” Abdul Haq Hamid’in önemli eserleridir. Namık Kemal’in “Gülnihal, Yoksul Çocuk, Akif Bey, Celaleddin Harzemşah” gibi eserleri de bu dönemin ürünleridir.

1870’den sonra Rikizade Mahmud Ekrem, “Afifa Angelique, Atala (Çeviri)” gibi sahne eserleri de hazırlamıştır. Al-Din Sami, “Bisa veya Ahd Fifa (1875), Sidi Yahya (1875), Ghaf (1878)” adlı oyunlarını aldı. Ahmed Mithat Efendi, yine toplumsal nitelikte olan eski evlilik âdetlerini eleştiren bir oyun da yazmıştır. “Maalesef” adlı bu tiyatro eseri dramatik tiptedir.

19. yüzyıl tiyatro eserleri yazıldıkları dönemle yakından ilişkilidir. Bu dönemde edebiyatımıza giren yeni türlerde olduğu gibi tiyatroda da halkı eğitmek ve toplumsal içerikli eserler yazmak gelenek haline gelmiştir. Ondokuzuncu yüzyılda yazılan eserlerin çoğu risalelerdir. Eleştirilen ve savunulan bazı fikirler eserlerde yer almaktadır. Eserlerde dönemin insanlarının sosyal eğilimleri, bunalımları ve karşılaştıkları güçlükler işlenmiştir.

kaynak:
Orhan Okay, Batılılaşma Çağı, Türk Edebiyatı, Darga Yayıncılık

yazar: Korhan Altunay

Diğer gönderilerimize göz at

[wpcin-random-posts]

Yorum yapın