anksiyete bozuklukları; Sürekli, aşırı ve uygunsuz bir endişe halidir. Bu rutin kaygı hali kişinin günlük hayatını olumsuz etkilemekte ve rutin aktivitelerini gerçekleştirmesini zorlaştırmaktadır. Anksiyete bozukluğu olan kişilerin ortak düşünceleri, tutumları ve davranışları şu şekilde sıralanabilir:
- Her durumda en kötü sonucu düşünmek Her şeyin kontrolden çıktığını hissetmek
Panik düzeyi yüksek olduğunda kötü bir şey olacakmış gibi hissetmeyin. Bazen bu nedenle terleme, nabız artışı, nefes almada zorluk ve mide krampları gibi belirtiler ortaya çıkar.
Anksiyete bozukluğuna ne sebep olur?
Kaygı kaynakları tıbbi veya geçmiş deneyimlerle ilgili olabilir. sosyal olarak; Aile, maddi durum, yaşlanma, ölüme yakın olma ve genç yaşta yaşanan travmatik olaylar anksiyete bozukluklarının başlıca nedenleridir. Tıbbi olarak konuşursak, kalp problemleri, diyabet, tiroid, astım, madde bağımlılığı, hassas bağırsak sendromu ve kronik ağrı, ani panik ataklara neden olabilen tümör türleri arasında sıralanabilir.
Anksiyete ne zaman anormal hale gelir?
Kaygı bozukluklarında kaygı düzeyini ayırt etmekte fayda vardır. Çünkü her kaygı durumu bir bozukluk değildir. Nitekim günlük yaşamdaki pek çok sorunun üstesinden gelmek için biraz kaygı mutlaka gereklidir. Çalışma hayatına devam etmek, çocukların ihtiyaçlarını karşılamak, satın almak istedikleri bir hizmete bizzat ulaşabilmek motive edici bir unsur olarak önemlidir. Ek olarak, biraz kaygı, karşılaştığımız bir soruna hızlı bir şekilde çözüm bulmamıza yardımcı olur. Bu düzeyde devam eden kaygı kolayca yönetilebilir. Ancak kaygı kontrolden çıkar ve günlük yaşamı olumsuz etkilemeye başlarsa bir sorun olarak da değerlendirilebilir. Anksiyete bozukluğu, en az 6 ay boyunca her gün bir endişe duyma dönemini içerir.
Kaygı bozukluğu türleri
Anksiyete bozuklukları farklı şekillerde ortaya çıkabilir. En yaygın olanları şu şekilde sıralanabilir;
Panik atak: Belirgin bir sebep olmaksızın ani ve yoğun bir korku hissidir. Genellikle fiziksel belirtiler eşlik eder. En sık görülen semptomlar düzensiz kalp atışı, terleme, göğüste baskı yapan ağrı ve nefes darlığıdır.
Obsesif-kompulsif bozukluklar: Kişileri günlük yaşamlarına devam etmekten alıkoyan takıntılardır. Sürekli bir yorgunluk hissi, işte konsantrasyon güçlüğü, nedeni bilinmeyen kaygı ve uyku güçlüğü gibi belirtiler vardır.
Sosyal Kaygı: Sosyal yaşamda aşağılanma, reddedilme, üstünlük kurma gibi korkular üzerine yoğun bir kaygı halidir. Bu insanlar diğer insanlarla iyi geçinmemeye çalışırlar. Toplum içinde konuşmaktan aşırı derecede korkmak ve toplum içinde yemek yemekten ve içmekten kaçınmak şeklinde kendini gösterebilir.
Fobi türleri: Bir kaygı bozukluğu olarak fobi, bir nesneye veya duruma karşı yoğun bir korku olarak kendini gösterir. En yaygın fobiler kapalı mekanlarda, açık alanlarda, uçaklarda, kedilerde ve köpeklerde kalmaktır. Agorafobi, panik atağa neden olduğuna inanılan şeylerden kaçınmak için açığa çıkmaz.
Ayrılma kaygısı bozukluğu: Çocukların anne babalarının ayrılmasına karşı gösterdikleri kaygı bozukluğudur.
Seçici konuşma bozukluğu: Çocuklarda en sık görülen kaygı bozukluğudur. Bu çocukların fiziksel veya zihinsel bir sorunu olmamasına rağmen bazı durumlarda konuşmazlar. Örneğin okulda hiç normal konuşmayan bir çocuk ailesiyle normal iletişim kurabilir.
Anksiyete bozukluklarının tedavisi
Anksiyete bozukluğu tedavi edilebilir bir sorundur. 6 ay veya daha uzun süren anormal durumlar öncelikle bir psikiyatriste danışılmalıdır. Burada yapılan testler sorunun kaynağının fiziksel olup olmadığını belirlemeye yöneliktir. Kaynak belirlendikten sonra bile ilaç tedavisi yaygın olarak uygulanmaktadır. Düzenli olarak kullanılan ilaçlar sıklıkla başarıya yol açar. Ancak bazı hastalar ilaçları kullanmak istemeyebilir. Bu durumda psikoterapi önerilir. Bu yöntemde uzman ve anksiyete bozukluğu olan kişi ile düzenli bir görüşme yapılır ve sorunların kaynağına dair fikir geliştirilir. Önce kaygıya neden olan altta yatan durum belirlenir ve ardından hastanın bu durumu anlaması sağlanır. Bundan sonraki süreçte kaygılı olmaktan çok sağlıklı düşünce ve davranışlar oluşur. Her iki yöntemde de unutulmaması gereken nokta, sonuç alınana kadar tedaviye devam edilmesi gerektiğidir. İlaç kullanılıyorsa günlük rutin kesilmemeli, tedavi görüşme şeklinde veriliyorsa toplantılara düzenli katılım sağlanmalıdır.
Kaynak:
Türk Psikiyatri Derneği Psikoloji Ofisi
yazar:Yaprak gezginleri
Diğer gönderilerimize göz at
[wpcin-random-posts]