Yüzyılın felaketinde ilk ay: Henüz çadır yok, insanlar hala susuz ve çocuklar hala üşüyor


45.000 kişinin hayatını kaybettiği depremin üzerinden bir ay geçmesine rağmen eksikliklerin giderilmesi hala mümkün değil. Su sorununa tepkiler ‘çadırımız yok’ diye haykırılmasına neden oldu. Enkazdaki “sarsılan” adresler yeniden gündeme geldi. Ekiplerin geç gelmesinden GSM çökmelerine kadar pek çok ciddi sorun ele alınmadı. Üzerine inşa etmeye başlama acelesi, “derslerin bir daha asla öğrenilemeyeceği” yorumlarına yol açtı. Kahramanmaraş’ın Pazarcık ve El-Bustan bölgelerinde meydana gelen 7.7 ve 7.6 büyüklüğündeki depremlerin üzerinden bir ay geçti. Depremin ardından yaşanan birçok skandala rağmen bugüne kadar sorumlu kamu kurumlarından kimse istifa etmedi veya görevden alınmadı. Resmi açıklamalara göre depremlerde 45 binden fazla insan hayatını kaybetti. Ancak kimliği tespit edilemeyenler ve çeşitli nedenlerle kayıt altına alınmayan ölümlerle birlikte depremlerde ölenlerin sayısının önümüzdeki aylarda artması bekleniyor. DW Türkiye’den Pelin Önker’e göre ihmal, depremin üzerinden bir aylık süreyi geçmiş durumda. Bulaşıcı hastalık riski Uzmanlar, bölgedeki hijyen sorunu nedeniyle bulaşıcı hastalık riskine de dikkat çekiyor. Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi (ECDC), depremden kaynaklanan acil sağlık hizmetleri ihtiyacına ek olarak, kesintiye uğrayan tedavi ve travmanın bulaşıcı hastalıkların yayılmasına yol açabileceği konusunda uyarıda bulundu. Afet müdahalesi yetersizdi. Felaketin ilk saatlerinden itibaren yaşananlar, kamu kurumlarının afetlere müdahalede yetersiz kaldığını gözler önüne serdi. Siham, afetlerden sorumlu İçişleri Bakanlığı’nın Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’na yıkımın meydana geldiği valiliklerin geç gelmesi, arama kurtarma çalışmalarının yetersiz kalması gibi birçok nedenle eleştiri yöneltti. Çalışmalar enkaz altında kalanların süresini kısaltıyor. Yıkılan binaların sorumluluğu Deprem, konutların yanı sıra, önemli kat sayısı nedeniyle daha dayanıklı olması beklenen hastaneler, havaalanları ve yurtlar gibi kamu binalarına da zarar verdi. Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı olması beklenen çok sayıda otelin çökmesi, dikkatlerin bakanlığa çevrilmesine de yol açtı. Deprem bölgesine ulaşımı sağlayan otoyol ve köprülerin hasar görmesi, arama kurtarma ekiplerinin zamanında ulaşmasını olumsuz etkiledi. Uzmanlar, altyapı yatırımlarının yetersiz olduğuna dikkat çekerek, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nın sorumluluğuna dikkat çekti. Göl havzasında inşa edilen Hatay Havalimanı, depremde hasar gördüğü için 12 Şubat’a kadar uçuşlara kapatıldı. Uzmanlar, yapıldığı sırada bu havalimanının yerini seçmenin yanlış olduğu konusunda uyardılar. Afet tedbirlerine uyulmuyor Resmi belgelere göre AFAD, sadece afet müdahalesinde değil, afetlerin önlenmesi ve zararlarının en aza indirilmesinde de yetersiz kalıyor. Afet ve Acil Durum İdaresi tarafından 2019-2021 dönemi için binlerce kişinin hayatını kaybettiği tüm ilçeler için İl Afet Risk Azaltma Planı (IRAP) raporları hazırlandı. Bu raporlar, felaketin yıllar öncesinden meydana geleceğini tahmin ediyordu. İlk IRAP raporu Kahramanmaraş’tan. Türkiye’nin Afet Riskini Azaltma Planı (TARAP) kapsamında hazırlanan 2020 tarihli raporda, kentte 7,5 büyüklüğünde deprem bekleniyordu. Depremlerde yıkılan ya da anti imar değişikliği yapıldığı iddia edilen binalarla ilgili soruşturma kapsamında soruşturmalar devam ederken, şu ana kadar 957 şüpheli tespit edildi. 3 Mart itibarıyla 236 şüpheli tutuklanırken, 330’u hakkında adli denetim kararı verildi. Toplam 181 kişi hakkında tutuklama kararı çıkarılırken, 89 kişi hakkında tutuklama kararı çıkarıldı. Kamu çalışanlarına ceza uygulanmazken, soruşturmaların müteahhitlerden sonra kamu çalışanlarını da kapsayacak şekilde genişletileceği tahmin ediliyor. Ancak, Türkiye’nin yakın tarihindeki deprem araştırmaları, yıkılan binaların denetiminde ve ruhsatlandırılmasında hata veya ihmali olan devlet görevlilerinin cezalandırılıp cezalandırılmayacağı konusunda soru işaretleri uyandırmaktadır. 1999 Marmara depreminde üst düzey kamu görevlileri yargılanmazken, 23 Ekim 2011’de meydana gelen 7,2 büyüklüğündeki Van depreminde durum değişmedi. Barınma sorununun medya ve STK’lar aracılığıyla çözülemeyeceğini ifade ederek yardım istemek. Yeterince çadırın bölgeye ulaştırılamaması tepkilere neden oldu. Çadır kentlerin kapasitesi yetersiz kalırken, binlerce kişi bölgeden tahliye edildi. Yetkilinin son açıklamasına göre, bölgede yaşayanlar için 358 bin 37 çadır kuruldu. Konteyner kent oluşturmak için çalışmalar devam ediyor. Koordinasyonun çalıştığı tek alan imar oldu Depremden bir ay sonra 10 ilçe dışında hayat normale dönmeye başladı. İlk günlerdeki tartışmalar yeniden alevlendi. Arama kurtarma ilk 48 saatte ertelendi. Madenci ve askerler iki günün sonunda sahaya çıkarıldı. İşletmelerin harekete geçmesini engelleyen koordinasyon eksikliği, ekipman sevkiyatında da gecikmelere neden oldu. Telefon hatları çökünce sosyal medya kapandı. Uzmanların uyarılarına rağmen plansız inşaat süreci başladı. Erdoğan, Halik’i almak istedi ama imza atmayan kimse bile almadı.Cumhurbaşkanı da Halik’e seslenerek “İlk günlerde istediğimiz halde işleri yürütemedik” dedi. Ancak ay sonunda hiçbir yetkili görevden alınmadı veya istifa etmedi. En acı sorun olan çadır sorunu henüz çözülmedi. Kızılay’ın çadırları 3 gün depoda bekletmesine tepkiler sürerken, vatandaşlar “Çadırları bulamıyoruz, kendi imkanlarıyla bulanlar 3-4 aileyle yaşamak zorunda kalıyor” dedi. Bir ay geçti, ‘Sesimizi Duyun’ zamları bekleniyor. Televizyon kampanyaları ve “Sahadayız” konuşmalarıyla toplanan 115 milyar TL’ye rağmen çadır ve konteyner sorunu bir aydır çözülmedi. Hatay’da içme suyunun olmamasının gıda sorununa yansıması tepkilerin artmasına neden oldu.

Diğer gönderilerimize göz at

[wpcin-random-posts]

Yorum yapın