İçindekiler
deprem uzmanı a. doktor. Nasi Güror, önlem alınmazsa onbinlerce insanın hayatını kaybedeceğini belirterek, “Depreme dayanıklı şehirlerde yaşamak istiyoruz. Depreme hazırlık ve plan yapmayan hiçbir siyasi oluşuma oy vermemeliyiz. Bu.”
Merkez üssü Kahramanmaraş olan 7,7 ve 7,6 büyüklüğündeki iki deprem, 10 ilde yaklaşık 13,5 milyon kişinin yaşadığı bölgeyi harap etti. Son resmi verilere göre 5 bin 894 kişi kayıp, 34 bin 810 kişi de yaralandı.
Enkaz altında kalanlar için arama kurtarma çalışmaları sürerken, uzmanlardan deprem uyarıları gelmeye devam ediyor.
deprem uzmanı a. doktor. Nasi Gürur yaptığı açıklamada, “Her gün titriyoruz, çözüm var, uygulamıyoruz ve önlem alınmazsa onbinlerce insanımız ölecek” uyarısında bulundu. Sonra ekledi:
“Artık yanlış sormuyoruz, bütün ülke nerede, hangi büyüklükte deprem kuşağıdır. Depreme dayanıklı şehirlerde yaşamak istiyoruz. Bunun için hepimiz millet olarak üzerimize düşeni yapmalıyız, sormalıyız. bizi yönetenler, bunu vaat etmeyen, planlamayan hiçbir siyasi oluşuma oy vermemeliyiz.
Sözko Gazetesi yazarı Rohat Mengi’nin sorduğu sorular ve Göre’nin verdiği yanıtlar şöyle:
■ Hatay’da da büyük bir tahribat var ve yollar bölünmüş olduğu için Hatay’a karadan gidilemiyor, fay hattı üzerine yapılan havalimanı pistinin çökmesi nedeniyle havadan ulaşım sağlanamıyor ve Devlet hastanesi yıkıldığı için yaralılar hastaneye gidemiyor, devlet bunu beklemek zorunda, En azından ihalelerde, en ucuz ya da en iyi seçenek bu. En iyi malzemeleri bir yakınına değil de doğru fiyata kullanacak kişilere vermek çok önemli değil mi?
İşin teoride yapılması gerektiğini söylemek istiyorum; Bölgenin gelişmesi, yani şehrin büyümesi belli bir planlama ve mekânsal planlama ile gerçekleşirken, yolların, köprülerin, havaalanlarının, çok katlı veya az katlı binaların nerelerde olacağı, yeşilin nerelerde olacağı mekânsal planlama ile gerçekleşir. boşluklar olsun, bilgi toplumuysanız, yönetici olarak bilime inanıyorsanız, o kültürde bu beceriye sahip kişilerdenseniz, vali de olsanız, belediye başkanı da olsanız, şehri bilimle yönetirsiniz. . bu ne demek; O şehirde “mikro-bölgeleme” diye bir çalışma yapılıyor, tüm dünyada bu böyle, Türkiye’de sadece İstanbul’da şimdi de İzmir’de mikro-bölgeleme yapılıyor. o şehrin doğasının özellikleri; Doğası, jeolojisi, sismolojisi, tüm parametreleri kraterler ve haritalar ile detaylı bir şekilde yapılıyor, yaptığınız zaman, belediye başkanları veya valiler önüne koyduğunda, Hatay’da sağlam zemin nerede, fay hatları nerede diyelim. Hatay geçidinin, o haritalar size gösteriyor. Tüm özelliklerini biliyorsanız, “Burada yapı yok ama yeşil alan yapabilirsiniz çünkü jeolojik ve jeofizik özellikler sadece yeşil alanı kaldırıyor. Buraya bina yapılamaz, deprem standartları buna izin vermiyor, siz yapabilirsiniz.” ‘buradan kanalizasyondan geç, paramparça olur.’ Depremde bu yol buradan geçmeyecek, toprağı sağlamlaştıracak, doğaya ve depreme uygun yapılar oluşturmaya başlayacaksınız. Deprem yapacaksanız- Kanıtlayın, Hatay’ı deprem bilincine sahip, eğitimli insan yapacaksınız. Yerel yönetimlerin görevi sadece belirli hizmetleri sağlamak değil, popüler kültürün görevi de, merkezi yönetimin de görevi aynı.
İstanbul anlayışıyla kurulan bir şehir, büyük bir depremde büyük kayıplar verir.
■ Kahramanmaraş depremi çok geniş bir alanda meydana geldi ama İstanbul’da önlem alınsaydı, İstanbul’da olsaydı daha az can kaybı olur muydu?
Al-Mahrouqi: 1999 Marmara depreminin arkasında biz varız
Hayır, İstanbul ölçeğinde kaybın çok büyük olacağını düşünüyorum. Çünkü İstanbul’da bir parselasyon çalışmasının olması, kent mekanlarının parselasyon ilkelerine göre kullanıldığı anlamına gelmemektedir. Birçok yerde yapılmaması gereken binalar yapılıyor. Arazi etüdü olmayan yerlere gökdelenler dikildi. Yani İstanbul gecekondu mantığıyla kurulmuş, yüzde 60’ı mühendislik hizmeti bile almamış bir şehir. Böyle bir şehir, stok biriktikçe büyük bir depremde ağır bir bedel alır.
“Akıllı bir yönetici ‘depremin nerede olduğunu, depremin nerede olacağını bana bildirin’ derse hemen mücadele edilir, hiçbir yönetim bunu istemez.”
■ Evet ama ne yazık ki yöneticilerimiz düşünmek yerine seçimlerle meşguller ve bu yüzden herkes bu kadar öfkeli ve özellikle bu depremde İstanbul’un ve daha birçok yerin büyük tehlike altında olacağı korkusu var.
Şimdi sıra bu yöneticilere ve deprem konusuna gelince bu deprem nerede olacak, ne kadar büyük olacak, kaç kişi ölecek deyip duruyorum, bilim dünyası da biliyor. Aklı başında bir yönetici “bu bilgiyi bana getir” derse, Türkiye’deki tüm deprem bölgeleriyle ilgili temel bilgiler çok kısa sürede önüne konulabilir. Ülkedeki bilim dünyası, üniversiteler ve MTA gibi bazı kamu kurumları bunu yapma hakkına sahiptir. Hiçbir moderatör bunu istemiyor. Türkiye tam anlamıyla bir deprem ülkesidir, dolayısıyla depremler bu ülkenin en temel ve gerçek sorunlarından biridir. Yani ekonomi, işsizlik ve “çocuklarımız aç yatmasın” düşüncesi de bir o kadar önemli. Neden bir günlüğüne gündeme getirip ciddiye almıyorsun?
“Televizyonlarda saatlerce yetersiz gündem maddeleri konuşuluyor, unutmayın Türkiye’nin sarsılmadığı gün yoktur”
Bakın yıllardır depremden söz edildiğini duymuşsunuzdur, “Size bu ülkede depreme dayanıklı kentler vaadediyorum, ben iktidara gelirsem ya da hükümetim insanlarımızı evlerine alırlar, onlar yatağa girince evlerine alır.” Çocuklar, evlerinin çatısı çökmez, damı çökmez.” diyerek üzerlerine çöker ve göçüğün altına düşer. Öyle değil mi? Ne iktidar ne de muhalefet bundan bahsetmiyor. Altıncı Çizelge’nin son uzlaşma metninde gördüm, maddeler halinde yazmışlar, inşallah uygulanır. Kentsel dönüşümle başlayan iktidar, yanlış uygulanarak rantiye dönüşümüne dönüştü. Bir şeyi ortaya çıkarmak ve onu yapmak bir şeydir. Ben bunu söylerim; Muhalefet olsun, iktidar olsun deprem parti ayrımı yapmıyor. Bugün ölüp enkaz altına düşenlerin hangileri AKP’li, CHP’li, MHP’li bilmiyoruz, bilmemize gerek yok, hepsi bizim insanımız. Yani görüyorum ki bu ülkede insanlar günlerce saatlerce televizyon başında incir çekirdeğini doldurmayan gereksiz gündem maddeleriyle konuşuluyor. Pekala, konuşun ama unutmayın, sallanmadığımız gün geçer ve binlerce insanımızın öldüğü gün gelir. Sadece 23 yıl önce 1999’da 25 bin, 1939’da 33 bin insanımız hayatını kaybetti. Şimdi 3-4 bin kişi öldü diyorlar, bu sayı 10 bini bulur, neden ciddiye almıyorsunuz?
13 milyon yıl önce meydana gelen bir deprem mekanizması var ve depremler milyonlarca yıl daha devam edecek.Bu depremler bu bölgenin gerçeği. Bunun nerede olacağı korkusuyla yaşamak yerine, bilimi kullanarak, bir bakanlık kurarak ve ciddi bir bütçe vererek Türkiye’deki tüm deprem bölgelerini depreme dayanıklı şehirler haline getirmek mümkün. Bunu yapacak bilgi, beceri ve imkanlara sahibiz. 99 depreminin üzerinden 23 yıl geçti, İstanbul deyip geçmeyin, Japonya ve Amerika gibi tüm Türkiye’ye depreme dayanıklı şehirler kazandıracaktık, bu sorunu unutacaktık. Deprem olduğunda evimizden çıkmayacağız, bunun büyük bir olay olduğunu, kazara bir iki kişinin öleceğini de düşünmeyeceğiz. Şimdi yaptığımız gibi binlerce kişiyi gömmeyeceğiz ama siyaset depremleri bir tabu olarak görüyor.
Ayrıca bizim milletimiz eğitimli ve bilinçsizdir. Cehalet, bizi tehlikeden korumayan cehalettir ve sonra ölürsünüz. Tehlikeyi bilin ve anlayın ki sahiplenebilesiniz ve önlem alabilesiniz. Halkımızdan bir talep yok. Bakın seçimler geliyor, ‘deprem mağduru olmak istemiyoruz, enkaz altında ölmek istemiyoruz, dayanıklı şehirler kuruyoruz’ diye bir talep duydunuz mu hiç? Asılacak bir levha gördün mü, görmedin mi? Milletin içinde değilse siyasetçinin hiç umurunda değil. Beyaz, boyalı iş yapsınlar, 4 yıl sonra yeniden seçilmek, yeniden iktidara gelmek, onların tek derdi bu.
■ Geçen yıl yapılan yeni sitelerdeki binaların kartondanmışçasına yıkıldığını görüyoruz. İnsanlar sahip çıkmıyor diyorsunuz ama afetlerde toplu konutlar bile yapılıyor, insanların canını korumak devletlerin görevi değil mi?
İlk iş, bir bina yapmak istediğinizde belediyeye başvuruyorsunuz, belediyenin önünde ruhsat alıyorsunuz, plan ve projeler kontrol ediliyor, size gerekli izinler veriliyor ve işe başlıyorsunuz. Ruhsata, plana veya projeye uygun hareket edip etmediğinizi kontrol etmeleri gerekiyor. Belediye binayı yapımından tamamlanmasına kadar kontrol eder ve sonra size konut verir. Yerleşim vermek, “projeye her şeyiyle uygun yapıdır” demektir. Yaşanan yapı depreme dayanıklı yapı olup, yönetmeliklere uygun yapıdır. Her yönetmelik ayrıca yıllar içinde gözden geçirilir. 99’dan sonra çeşitli revizyonlar yapıldı, bu tarihten sonra inşa edilen tüm binalar “depreme dayanıklı binalar” olmalıdır. Yeni ve kırılmış ise kesinlikle kaçak arızadır.Ya işçilikte ya da malzemede uyumsuzluk vardır ya da yapı yerleşime aykırıdır. Belediyelerin asli görevi bu kontrolleri uygulamaktır.
“Toplanma alanları olsaydı şimdi televizyonda donan insanları görür müydük?”
■ El-Bustan’a veya Hatay’a konuşanlar, “Her yer yıkıldı, konteyner bulan orada kalıyor, diğerleri de soğukta battaniyelerle ayakta duruyor” diyorlar. Toplanma alanlarına siteler, AVM’ler kuruldu, bir hafta sonra yine bu konuyu unutacaklar. Ne diyorsunuz?
İstanbul da dahil olmak üzere Türkiye’de herhangi bir bilimsel toplama alanı yoktur. Sorsan, “İstanbul’da 500 su toplama alanı var” diyorlar. Toplanma alanı boş bir arazi, bahçe veya park değildir. Toplanma yerleri acil durumlar için özel olarak hazırlanması ve halka önceden bildirilmesi gereken yerlerdir. Marş gibi gelip durulacak bir yer değil. Oturup yemek yenecek yerleri, ısıtma sistemi, tuvalet ve duşları var. Bu insanların tüm ihtiyaçlarının kısa bir süre için de olsa karşılanabileceği önceden planlanmış ve inşa edilmiş yerlerdir. Japonya’dalar ama Türkiye’de değiller. Ben dahil hiçbir Türkiye vatandaşı miting alanının nerede olduğunu bilmiyor. Halk arasında “biz burada buluşuyoruz” diye bir içsel algı mı var, sanki alışveriş merkezlerine, marketlere, camilere gidiyoruz, hayır tövbe! Çoğuna sorsanız “toplanma yerinin ne olduğunu bilmiyoruz” diyorlar. Toplanma alanları bu şekilde yapılmalı ama yok öyle bir şey, artık televizyonlarda donan insanlar mı göreceğiz?
Ülkemizin tamamı deprem bölgesi, depreme dayanıklı şehirlerde yaşamalı ve taahhüt vermediğimiz hiçbir politika formülasyonunu oylamamalıyız.
■ Bütün bu acıları unutun ve bir hafta sonra seçim konusuna dönün…
Şimdi bakın 17 Ağustos 1999’da televizyonlarda, gazetelerde her konuşmada “17 Ağustos milattır, bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” dediler. 5 yıl sonra her şey eskisinden daha iyi. Şimdi belki de öyle büyük sözler söylendi ki, felaketin boyutu henüz ortaya çıkmadı, bekleyin, insanları çığın altından kurtarıyoruz ve 5 yıl sonra yine unutulacak. Ancak bunlar zor görevler değil. Artık neyin yanlış olduğunu, nerede olduğunu, büyüklüğünün ne olduğunu sormuyoruz, tüm ülke deprem bölgesi. Depreme dayanıklı şehirlerde yaşamak istiyoruz. Onun için millet olarak hepimiz üzerimize düşeni yapmalı, bizi yönetenlerden bunu talep etmeli, vaat etmediği, planlamadığı hiçbir siyasi oluşuma oy vermemeliyiz.
Diğer gönderilerimize göz at
[wpcin-random-posts]