HABER: Maughan Hales
İHD İstanbul Şube Başkanı Avukat Gülseren Yuleri, Dokuz8 TV’ye 2022’de yaşanan hak ihlallerini değerlendirdi.
Gazeteci Mojgan Hales’in sorularını yanıtlayan Eulery; 2022 yılının da önceki yıllara benzer hak ihlallerinin yaşandığına dikkat çekerek, “Özellikle kadın cinayetleri, iş suçları, mahkumların öldürülmesi, çatışma ortamlarında yaşanan yaşam hakkı ihlalleri ve yaşam hakkı ihlalleri nedeniyle yaşananlar” dedi. 2022 yılının en önemli konularından olan dur ihtarına uyulmadı.
Artan ihlallerin hala bu ülkeyi yönetenlerin bu ihlalleri engellemeye niyetli olmadığını gösterdiğine işaret eden İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararının kadın cinayetlerindeki artışa rağmen bunun önemli kanıtlarından biri olduğuna dikkat çekildi.
“Başkanlık sistemi ihlallerini artırıyor”
Gazeteci Mojgan Hales’in “Başkanlık sistemine geçiş insan hakları ihlallerinde artışa neden oldu mu?” Eulery şu şekilde cevap verdi:
Ebnem Korur Fincancı’dan tarihi savunma: Duvarınız bize yeter… Dava 11 Ocak 2023’e ertelendi
“Demokrasinin olmadığı, hukukun evrensel değerlere göre tasarlanmadığı ve uygulanmadığı yerde suiistimallerin önüne geçilemez. Cumhurbaşkanlığı sistemi bunların hepsini tehdit etti ve bu zaten demokratik parlamenter sistemden uzaklaşmak anlamına geliyordu. Hukukun otoriter ama özellikle insan haklarından ve demokrasiden uzak yeniden tasarlandığı bu tek kişilik sistem, daha da ağır hak ihlallerine yol açmıştır.
Av. Ewlery, kadınların muhalefetine, müdahalelerine ve kadın eylemlerine yönelik yasaklara hükümetin sert tepkisini şu şekilde değerlendirdi:
Erkeksi bakış açısının toplumsal cinsiyet eşitsizliğini derinleştiren yaklaşımı bunun en önemli nedenidir. Kadınlar bu ülkenin nüfusunun yarısını oluşturuyor. Şimdi o nüfusun yarısına zulmederseniz, iradesini kullanamaz hale getirirseniz, yani söz ve eylemlerini etkisiz hale getirmeye çalışırsanız ve bunu yapmaya çalışırsanız, o zaman bu, yarı yarıya koşmak istediğiniz anlamına gelir. Bu ülke nüfusunun söz sahibi olamayacakları bir ortamda. Yani 84 milyonluk bir Türkiye’yi yönetmekle ilgilenmiyorsunuz, 42 milyonluk bir Türkiye’yi yönetmekle ilgileniyorsunuz.
Kadınlar dinamizmin umuda dönüşmesini istemiyor.
Biliyoruz ki ülkeyi yönetenler baskı politikalarını sadece kadınlara, sadece erkeklere ya da belli bir kesime yöneltmiyorlar, çok daha fazla belirli kesimlere yönelterek ve diğer unsurları da baskı aracı olarak kullanarak, iktidara geliyorlar. hakikat. Bu kısmı etkisiz hale getirmeyi ve bir anlamda susturmayı amaçlar. Örneğin Aleviler, mülteciler, Kürtler ve Romanlar konusunda toplumu birbirine düşman ederek ve nefret saldırılarıyla ayrımcılığı körükleyerek bir etkisizleştirme ve sindirme politikası yürütülüyor. Öte yandan, bu ülkeyi yönetenler, kadınların dinamizminin ve özgürlük arayışlarının toplumu yönlendirmesi ya da toplumda bir umuda dönüşmesi ihtimalinden hoşlanmıyor. Bunu ortadan kaldırmak için kadına yönelik baskının daha kalıcı ve daha şiddetli olduğunu söyleyebiliriz.
2022 yılına damgasını vuran önemli olaylar arasında Osman Kavala’nın şahsında vücut bulan Gezi davası ve Gezi davasında verilen ağır cezalar oldu.
Her türlü iddia ve itirazın bastırılmaya çalışıldığı bir süreçte olduğumuza dikkat çeken Gülseren Yoleri, en son örneği Türk Tabipler Birliği Başkanı Prof. Doktor. Shabnam Koror, Vinakangi’nin tutuklandığını hatırlatarak, hak iddialarını cezalandırma politikası hakkında şunları söyledi:
“Savunuculuk anlamında ve aslında bir referans belgesi olan İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, sadece hak savunucularını değil, bu beyannameyi imzalayıp onaylayan ve daha sonra uygulama sözü veren tüm devletleri bağlayıcı niteliktedir. Beyannamenin giriş kısmında diyor ki zulüm varsa kimin bu zulme direnmekte hakkı var.Aslında bu ülkeyi yönetenler bu gerçeği çok iyi biliyorlar.Nerede zulüm varsa, nerede zulüm varsa, Hak ihlallerinin olduğu yerde direniş mutlaka olacaktır.Bu kaçınılmazdır.Yani direniş noktalarını ortadan kaldırmaya çalıştılar diyebiliriz.Gezi Davasında verilen bu cezalar bunun göstergesidir.Davada verilen ağır cezalar avukat arkadaşlarımızın yargılanıyor olması da bunun bir göstergesidir Shabnam Hajjah’ın suç teşkil etmemesine rağmen yani iç hukukta suç teşkil etmeyen açıklamaları nedeniyle bugün cezaevinde olması da bunun bir göstergesidir. hukuk ya da uluslararası hukuk bunun bir göstergesidir.Devlet, halkın bu itirazının isyana dönüşmesini yargı baskısıyla engellemeye çalışmaktadır.
Cemaate Gülen’le mesaj gönderildi.
2022 yılında sadece toplumsal muhalefete değil, kültür sanat alanına da ciddi müdahaleler oldu, konserler yasaklandı, sanatçılar tutuklandı. Bunun en belirgin örneği Gülçin’in yargılanıp tutuklanmasıydı.
Gülseren Yoleri, yaşananları ve Gülşen örneğinde verilen mesajı şu şekilde yorumladı:
“Toplumun çok büyük bir bölümünü takip edenlere verilen bu adli cezalar ve tehditler aslında topluma bir mesajdır. Bu mesaj, topluma bu gücün kırmızı çizgilerini hatırlatan, hangi konularda olması gerektiğini gösteren bir mesajdır.” ve hakkında konuşulmamalıdır.Cemaate kimse Dokunulmaz, hepimiz sizi takip ediyoruz ve kimseyi affetmeyeceğiz deniyor.Gülşen’e bunu yaparsanız toplum size bu tehditlerden daha beterini yapacağım mesajını alıyor.”
2022 yılında gazetecilik ve sosyal medya alanında önemli bir hak ihlali yaşandı ve Dezenformasyon Yasası çıkarıldı. Av. Gülseren Yoleri, yasanın hükümetin ihtiyaçlarından doğduğunu belirterek, şöyle devam etti:
“Dezenformasyon yasasıyla hem medyanın hem de sosyal medyanın ve sosyal medya kullanıcılarının bir anlamda çok daha fazla baskı altında olduğu ve serbestçe hareket etmeyi engelleyecekleri veya planlayacakları ortaya çıktı. Yani bu yasanın dayanağı bu. Bizler zaten sosyal medyayı kontrol etmekte zorlandıklarını biliyorlar. Bu yüzden sosyal medya şirketlerini de bu sisteme dahil ederek bir anlamda Türkiye’deki varlıklarını tehdit eden bir sistem oluşturmak istediler.
Yaklaşık iki aydır iddianamemiz var, iddianamede sanığın bir sosyal medya paylaşımına emoji koyduğunu, gülen emoji koyduğunu söyledi savcı. Görünüşe göre bu emoji ile paylaşmayı kabul etmiş. Sonra ne oldu biliyor musun? Bu dosyada ilk celsede karar verdiler ve hükmün açıklanmasının ertelenmesine karar verdiler. Aynı durum Aisha Aslan’ın yüz ifadeleri gösterilerek cezalandırılması davası için de geçerli. Başka bir deyişle, taklitçilerimizden niyetimizi okuyan, emojilerimizden niyetimizi okuyan ve taklitçilere kelimeler yazan bir güç kullanmaktan bahsediyoruz. Bu size de Orwell’in 1984’ünü hatırlatmıyor mu? “
HDP’ye kapalı diyemeyiz.
İHD İstanbul Av. Şube Başkanı. Gülseren Yoleri geçtiğimiz günlerde HDP’ye yönelik yargı ablukası ve İmamoğlu’nun cezalandırılmasına ilişkin şu yorumu yaptı:
“Şimdi hukuk böyle, insan hakları savunucuları olarak bize soruyorlar, her şey olur diyoruz. Çünkü burada hukuka göre işleyen, hukuk ilkelerine göre işleyen bir yargı yoktur. HDP’ye kapatma davası açmayacakları söylenerek “Böyle bir dava açtılar mı Fetih. Şimdi böyle bir karar çıkar mı? Baştan engellenmez, toplumun her kesimine yayılır mı? Yani çok acı bir şey.” Hatırlarsınız HDP’li milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması süreci çok tartışılmıştı ve Cumhuriyet Halk Partisi dokunulmazlıkların kaldırılması yönünde oy kullandı ve ardından CHP milletvekillerini terörist olarak değerlendirdi.
HDP’li belediyelere kayyum ataması sırasında oturduk, şimdi CHP’li belediyelere kayyum meselesi gündeme gelince bu konuyu yeniden görüşüyoruz. Bu, her zaman vurguladığımız savunduğumuz bir şeydir. Bir yerde hak ihlali varsa, kim yaparsa yapsın bu ihlali önlemeliyiz ki başka yerlerde bu ihlalle karşılaşmayalım. Bugün üzerinde durduğumuz şey, İmamoğlu’na sahip çıkmamız gerektiğidir. Çünkü başka seçeneğimiz yok.
Seçime gidiyoruz ve iktidar kaybetmekten korkuyor, bu kaybetme korkusunu yenmek için HDP gibi zaten ciddi oy potansiyeli olan bir partinin seçim dışı bırakılması planlanıyor. Ama bu partiyi kapattığınızı varsayalım, oy verenleri ne yapacaksınız? Onları da kapatacak mısın? Yani oy veren halk gidip oy kullanmayacak mı, yani HDP’yi kapatınca alıp AKP’ye mi, MHP’ye mi vermeyecekler? Böyle mantıksız bir beklenti olabilir mi? “
Diğer gönderilerimize göz at
[wpcin-random-posts]