İnsan ırkı, atomun çekirdeğinde bulunan enerjiyi kontrolsüz bir şekilde kullanarak Hiroşima ve Nagazaki’de can aldı. Sonra insafına kalmış ve nükleer santraller kurmuş ve bu enerjiyi insanların yararına kullanmaya çalışmıştır. Çernobil’de ve diğer küçük olaylarda, bu gücün ulaşamayacağımızın çok iyi farkındaydık ama yolumuza devam ettik. Nükleer santrallerin ve atom bombalarının neden olduğu felaketler sonunda tüm dünyada kolektif ve haklı bir korku yarattı. Tüm olumsuz etkilerine rağmen bugün 400’den fazla sivil nükleer reaktör çalışıyor. Bazı çevreci grupların baskısı ve hafızalarımızda hala tazeliğini koruyan Fukuşima nükleer santral faciası sonunda gelişmiş ülkelerdeki bazı yöneticiler nükleer enerjiden vazgeçeceklerini beyan ettiler. Ama bunun kısa vadede olacağını düşünmüyorum. Çünkü çoğu gelişmiş ülke şu anda nükleer enerjiye büyük ölçüde bağımlı. Alternatif enerji kaynakları hala basitçe “alternatif” olarak anılmaktadır. Düzgün çalışan bir nükleer reaktör aslında temiz bir enerji kaynağıdır. Ancak bir kaza veya tahribat durumunda ortaya çıkacak risk, herhangi bir risk faktörü ile karşılaştırılamayacak kadar büyüktür. Nükleer atık sorunu her zaman insanları düşündürür. Bugün bile olumsuzluklar olmasaydı çoğumuz nükleer reaktörler hakkında bu kadar çok şey duymazdık. Yeni ve daha az tehlikeli bir nükleer enerji teknolojisi geliştirilene kadar, yeni reaktörler kurulmasa bile nükleer enerji reaktörleriyle yaşayacağımıza inanıyorum.
İnsanlar henüz dünyada değilken, özel bir yerde, özel koşullar altında doğal bir fisyon reaktörü binlerce yıl boyunca kara kıtanın etrafına ısı yayar; Klavyelerimiz gibi çalıştı. Bir nükleer fizikçi olarak, inşa ettiğimiz santrallerin nasıl çalıştığını, nükleer enerjiyi nasıl ürettiklerini ve onlardan nasıl elektrik elde ettiğimizi biliyorum. Ama bir bilim insanı olarak sadece bunları biliyorum. Nükleer santral yapmanın siyasi tarafını, gereklilik kriterlerini, ekonomik tarafını bilmiyorum. Dolayısıyla “Nükleer enerji kullanılmalı ve kullanılmalı” dediğimde mevcut nükleer santrallerin tarafı olamam. Ancak günümüzün reaktörlerine karşı değilim çünkü onları insanoğlunun kişisel maneviyatı için bir başlangıç noktası olarak görüyorum.
Bilgisayarlar ve matematiksel analiz kullanılarak risk değerlendirme prosedürü sırasında, temelde zıt iki durumun yüzdeleri karşılaştırılır. Puan hangisi büyükse ona göre elde edilir. Ancak insanlar kendi dünyalarındaki riskleri bu şekilde değerlendirmiyor. Nükleer reaktörler 100.000’de bir kadar küçük bir risk taşısa bile çok büyük bir risk. Öyleyse, Dünya’ya çarpan bir güneş patlamasından kaynaklanan güneş rüzgarının riskleri nelerdir? Böyle bir rüzgarın Dünya’daki yaşamı anında yok edebileceğini biliyor muydunuz? Varlığı kesin olan ama hesaplanamayan riskin ciddiyetini daha çok düşünmemiz gerekiyor. Riskler hayatımızda önemli bir yere sahiptir. Seçimlerimiz nihayetinde risk değerlendirmesi etrafında döner. Riskleri değerlendirdiğimizde günümüz koşullarında ve demokratik dünyada nükleer santrallere taraf olmak ya da karşı çıkmak hakkımızdır. Ancak nükleer enerjinin hayatımızın bir parçası olduğunu biliyoruz. Önce bilelim sonra karar verelim. Cahilce taraf tutmayalım veya aynı fikirde olmayalım. Bilinçli bir şekilde oluşturulmuş, birbirine zıt iki fikrin bir arada durması elektrik pili gibi bir potansiyel farkı yaratacak ve bizi olası çözümlere yönlendirecektir.
yazar:Anais Ecker
Diğer gönderilerimize göz at
[wpcin-random-posts]