Uçaklar yirminci yüzyılla birlikte hayatımıza girdi ve hala hayatımızın vazgeçilmez unsurları arasında sayılıyor. Fizik ve matematiğin en üst seviyelere ulaştığı 20. yüzyılda bulunan uçak, çok daha önce bulunabiliyordu. Yani patent tescili 1900 yıllarına dayanan bu buluş Avrupa coğrafyasında keşfedilmiş ancak patenti Amerika Birleşik Devletleri sınırları içerisinde alınmıştır. Teknolojinin gelişmesi ile birlikte uçak alanında bir takım gelişmelere maruz kalmıştır. İlk önce jet motorunun keşfedilmesiyle birlikte, uçakların aerodinamik yapıları bu motorların ürettiği kuvvet ve dirence göre tasarlandı. Ancak bu süreç göründüğü kadar kolay olmadı. Birçok ölümcül hava olayı, deneyler yapılmadan binlerce saat önce meydana geldi. Bu kazaların en ünlüsü “Comet” kazasıdır. Kazalarla birlikte uçağın aerodinamik donanımı maksimum kapasiteye çıkarıldı. Bu, uçakların neden olduğu kazaların diğer ulaşım araçlarının karıştığı kazalardan daha önemli olduğu sonucuna götürdü. Günümüzde hava taşımacılığı tüm dünya ülkelerini birbirine bağlayan en önemli araç haline gelmiştir. Bu, havayollarının sağladığı kolaylık kadar, güvenlikten de kaynaklanmaktadır. Birçok kişi uçakların diğer ulaşım türlerinden daha yüksek kaza oranına sahip olduğunu düşünse de bu doğru değil. Uçaklar, icadından sonra belirli bir süre yoğun bir şekilde kazalara karışmış olsa da günümüzde bu oran düşmüştür.
Uçaklar yüksek güçlü makineler oldukları için uçuş sırasında büyük miktarda yakıta ihtiyaç duyarlar. Bir 747’de bu ihtiyaç 300.000 litreyi geçebiliyor. Yani fly-by-air benzin istasyonu olan uçaklar, taşıdıkları yolcu ve tükettikleri yakıtla kıyaslandığında arabadan daha verimli. Örneğin 4 kişilik bir binek otomobil 100 km’de 3 litre, uçak ise 2,7 litre yakıt tüketiyor. Yani uçak daha ekonomik ve verimli. Bu genellikle uçakların otobüs biletlerine kıyasla daha ucuz olmasına neden olur. Yakıt, uçakların karşılaştığı en önemli sorunlardan biridir, çünkü söz konusu ihtiyaç, uçağın güvenli ve eksiksiz performansını doğrudan etkileyen faktörler arasındadır. Havacılık tarihi, yakıt kıtlığı veya atık içeren birçok büyük kaza içerir. Bunlar arasında 2001 yılında Air Transat’ta yaşanan trajik olay örnek olarak verilebilir. Neyse ki, uçağın bir Airbus 330 olması ve kaptanın deneyimi, uçağın süzülüp en yakın havaalanına başarılı bir şekilde inmesine yardımcı oldu. Ancak yakıt kıtlığı nedeniyle bazen uçaklar için sorun olsa da, mühendisler tasarladıkları uçakta bir yedek tankın yanı sıra her zamankinden daha kolay bir yakıt ikmali imkanı sağladılar.
Yakıt ikmali ağırlıklı olarak askeri havacılıkta kullanılsa da son yıllarda sivil havacılığın da bir parçası haline gelmiştir. Artık sivil havacılıkta kullanılan yakıt ikmali ile uluslararası uçuşlar çok daha güvenli. Bazı durumlarda yanlış kararlar sonucunda yetersiz yakıt alan havayolları bu olumsuz durumları bir nebze de olsa ortadan kaldırabilmektedir. Yakıt ikmali, ciddi çalışma gerektiren çok zor bir prosedürdür. Yakıtı biten veya yakıtı biten bir uçak acil durum çağrısı yaptığında, yakıt dolu başka bir uçağa havadan önden yaklaşır. Daha doğrusu yakıt ikmali yapılacak uçak, yakıt ikmali yapılacak uçağın arkasında hareket eder, böylece uçaktan gelen yakıt pompasını arkadaki uçağın önüne hareket ettirir. Uçaklar, yakıt ikmali yapılması gereken uçağın yakıt ikmal girişine bu yakıt pompası takılana kadar küçük manevralar yapar. Kilit oluştuğunda, yakıt ikmali başlar. Bu sayede uçaklar arasında yakıt transferi olur ve uçak havadaki yörüngesine güvenle devam edebilir.
Kaynak:
https://www.yenisafak.com/video-galeri/haber/havada-yakit-ikmali-nasil-yapilir-2089623
yazar:Emir Karasu
Diğer gönderilerimize göz at
[wpcin-random-posts]