CHP Sözcüsü Faik Öztrak, “İstanbul Belediye Başkanı’na göreviyle ilgili bir suçtan dava açılmadı. Hakkında soruşturma ve kovuşturma açılmadı. O halde İçişleri Bakanı’nın buradan yemesi için dirhem yok. İstanbul diridir” dedi. Bu, yiyemeyeceği o lokmayı yutmaya kalkanın boğazına mutlaka takılır. Belediye Başkanımız Ekrem İmamoğlu misyonunun başında, 16 milyon İstanbulluya hizmet etmeye devam edecek. Ünlü Voltaire Sözü “Korku suçu, suç cezayı doğurur.” “Çocuk korkusunu çok iyi biliriz” dedi.
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, CHP MYK toplantısı devam ederken; CHP genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında gündemi değerlendirdi. Öztrak, konuşmasına Maraş katliamının kırk dördüncü yılında hayatını kaybeden hemşerilerini ve bir kumpas kurbanı Yarbay Ali Tatar’ı ölüm yıl dönümünde anarak başladı.
Faik Öztrak kısaca şunları söyledi:
“Tek adamın saray sistemi, köklerin, yozlaşmanın ve büyük yoksulluğun sebebi”
Merkez yönetim kurulu toplantısı devam ediyor. Bugünkü toplantımızda. Milletinden tamamen kopmuş, seçimleri kaybedeceğinin farkında olan canavarca bir saray yönetimi, bariz yolsuzlukların, büyüyen yoksulluğun ve tabuların elindedir. Yozlaşmış, yozlaşmış ve zalim bir hükümetin, milletin iradesine darbe indirme ve ekonomik bunalımı daha da derinleştirme çabalarını değerlendiriyoruz… Sloven filozof Zizek, “Sorun sadece açgözlülük ya da yolsuzluk değil, aynı zamanda yolsuzluğun başını çektiği sistem” adeta bizim garip saray sistemimizi anlatıyor. Denge ve denetimi yıkan, hukukun üstünlüğünü katleden tek adam rejimi, ülkemizde yolsuzluğun, yolsuzluğun ve büyük yoksulluğun ana sebebidir.
Bilgeliğin zirvesine ulaştılar
Siyasete mühürle başlayanlar da milletin parmağında yüzük bırakmadı. Siyasete girince İstanbul’da kaçak yapılarda oturanlar önce apartmanlara, sonra saraylara taşındı. Gemiler ve tekneler akrabalar tarafından satın alındı… ve Man Adası’nda kurulu bir sterlinlik bir şirkete milyonlarca dolar havale yapmaya başladılar. Parayı evlere sıfırlamayı bitiremediler. Hedeflerine ulaştılar ama 20 yılın sonunda milletin cebine para damgaladılar. Bundan tam 9 yıl önce, 17/25 Aralık’ta tüm Türkiye rüşvet ve yolsuzluk skandalıyla sarsıldı. Bakanın çocuklarının evlerindeki kasalarda dolar ve euro gördük. Ayakkabı kutuları, çikolatalar ve kıyafet örtülerine dağıtılan rüşvet görüntüleri bizi sarstı. “Paraları sıfırla” talimatını kendi kulaklarımızla duyduk. Onu ne biz, ne de milletimiz unutmadı. Rüşvet ve yolsuzluğu “günah özgürlüğü” olarak tanımladılar. Küstahça Everest’in zirvesine ulaştılar.
17 ve 25 Aralık tarihlerinde hesap soracağımız sözümüzden dönemeyiz diyenler sözlerini unuttular.
17/25’i örtbas etmek için yapmadıkları hiçbir şeyi yapmadılar. 17/25’i milat olarak kabul ettiler. Yargıtay’ı 17/25’ten önce gerçekleşen tüm eylem ve işlemlerden beraat ettirmeye çalıştılar. Bu resimleri de bu pislikleri de unutmadık. Ama o günlerde saat 17:25’te çalışma odasında nöbetini durduran kişi “Ben buna her gün bakıyorum. ‘Biz o Aralık sözünden asla dönmeyeceğiz’ diyenleri buradan anlayabilirsiniz. 17’sinde ve 25’inde Hesaba çekileceksiniz’ Sözlerini unuttular. Bugün meydanlarda ‘Bilal-i Hilal’i verin’ diyenler, hem saraya hem de saray rejimine sahip çıkan kim olursa olsun, bu aziz millete hesap vermelidir. 17/25 haftasında.Siyasetçilerin geçmişleri sözlerine şahitlik etmeli, sözleri gelecekte onlara dava olmamalı.
Milletin içecek ayranı yok, Arduan maç izlemeye gidiyor
Erdoğan: LGBTİ diye olay bizim kitabımızda yok
Yolsuzluk beraberinde yoksulluğu getirir. Yolsuzluğun ve yoksulluğun olduğu yerde tabular vardır. Yozlaşmış rejimler özgürlükleri sınırlar. Yozlaşmış saray rejiminin kurulduğu 2018 yılından bu yana Yolsuzluk Algıları Endeksi’ndeki sıralamamız 18 sıra geriledi. İnsan Özgürlüğü Endeksi’nde 32 sıra geriledi. Küresel Mutluluk Endeksi’nde 38 sıra geriledik. Altı yaşında evlendirilen ve yıllarca sistemli tecavüze uğrayan kızımızın acısını biz çekerken, Eskişehirli akrabalarının elinde açlıktan ölen Elif’in haberiyle şok olduk. Bu ülkede çocuklarımız açlıktan ölüyor, bu ülkenin cumhurbaşkanı uçan sarayıyla futbol maçı izlemek için Katar’a gidiyor. Milletin içecek ayranı yok, Erdoğan maç izlemeye uçakla gidiyor. Çocuklarımız evsiz, gençlerimiz çaresiz. Genç işsizliği bu ülkenin en büyük israfı. Harran Üniversitesi’nde okuyan bir gencimiz otobüste acıkıyor. Bilinci yerine gelir gelmez “Ben geçimimi sağlayamıyorum, açım, ölmek istiyorum” diyerek su kanalına atlamaya çalışır.
Türkiye’de asgari ücret ortalama ücretle yakalanmıştır.
2023 yılı asgari ücretinin bu hafta açıklanacağı söyleniyor. Hayat pahalılığı karşısında adeta kuşa dönen asgari ücret için 7-8 bin lira gibi rakamlar konuşuluyor. Asgari ücretle ilgili bir soruya Nabati bakanı, “Asgari ücretle çalışana veya emekliye verilen her şey onların hakkıdır” dedi. Dar gelirliye, yoksula, yoksula vermek bereket getirir” diyerek işçimize, çalışanımıza, emeklimize nasıl davranıldığını kendi kendine itiraf ediyor. Türkiye’de asgari ücret ne yazık ki ortalama ücret haline geldi. İşte son OECD beyannamesi Asgari ücret Türkiye’de ortalama ücretin yüzde 70’i.Kolombiya, Kosta Rika ve Şili’den sonra en kötü durumdaki ekonomi Türkiye.Bunlar 2021 rakamlarına göre.2022’de olacağı açık. daha da feci olacak.
ARDWAN’DAN “BORSA YÜKLENECEK” SÖZÜ, KURU DOLAR ŞİMDİ 18 LİRA 65 PARA BİRİMİ
Bugün ülkemizde dört kişilik bir aile için açlık sınırı 7 bin 785 lira. Yoksulluk sınırı 25.365 pound. Hem enflasyon nedeniyle buharlaşan alım gücü hem de işçilerimizin refahından gasp edilen pay dikkate alınarak “Asgari ücret 10 bin 128 liranın altına çıkarılmamalıdır” diyoruz. Ayrıca “çalışanların maaşları üzerindeki vergi yükünü dayanılmaz hale getiren vergi dilimleri yeniden düzenlenmeli” diyoruz. Nebati saray bakanı bir yıl önce şöyle demişti: ‘Nasıl hayal edebileceğinizi biliyorsunuz… 6 ay içinde uyuyup uyanırsanız… 6 ay sonra uyuyup uyanırsanız, biz tamamen farklı olacağız. türkiyedeki yerler Erdoğan ayrıca, “Kur da düşecek, faiz de düşecek. Millete 2022’nin en parlak yılımız olacağının sözünü verdi. Aradan bir yıl geçti. Peki ne oldu? Nebati bakan gözünü kapatınca bonservisin fiyatı düştü. Dolar şimdi 11 lira 52 kuruştu.” 18 lira 65 kuruş 13 lira 24 kron olan euronun fiyatı şimdi 19 lira 85 kron Geçen yıl Aralık ayında yüzde 28 olan ihtiyaç kredisi faizleri, 2019 yılı Aralık ayında yüzde 28 oldu. Yüzde 31 İhtiyaç kredisi faizi eskiden yüzde 25 iken şimdi yüzde 29. Nebati bakan uyumadan önce bu ülkede benzinin litresi 69 kron olan 11 liraydı. Bugün yüzde 18 lira 72 sent… Türkiye, dünyada tüketici enflasyonu en yüksek altıncı, gıda enflasyonu en yüksek dördüncü ekonomi oldu.
Bu agresif planlı vaadin siyasi faturasını kim ödeyecek?
Paramıza damga vurarak yoksulları ve dar gelirlileri ezen iktidar, bir avuç mudiyi korumak için devlet kasasından milyarlar dağıtmaktan çekinmedi. Nabatean Bakanı, Döviz Korumalı Mevduata ilk ulaştığında, bir yıl önce, 24 Aralık 2021’de Döviz Korumalı Mevduat için “En kötü senaryoda bile hazineye yük olmayacak. ” Ancak yıl bitmeden hazineye yük 92 milyar lirayı buldu. İşin başında muaf tutulan 10 milyar liralık bir vergi koymak. Merkez bankasına da yük var. Yani yaklaşık 70 milyar lira. Burada söylüyoruz çünkü Merkez Bankası başkanı bir şekilde TBMM’ye haber vermeme cüretinde bulunuyor. Korumalı döviz deposunun halka yükünün bugün itibariyle 172 milyar liradan az olmadığı görülüyor. Ve bu hükümet o talebi 2023’e kadar uzattı. Ben uzatmak zorunda kaldım. Milletimize en parlak yılımız olacağını vaat ettiği 2022’de Erdoğan’ın millete yaptığı tahribat budur. Şimdi Nebati bakanı görevden alındı ve “2022 yılı en kötü yıl olarak tarihe geçecek” diyor. Ama beceriksizliğin, öngörüsüzlüğün, acımasızlığın ve yerine getirilmeyen bu vaadin siyasi faturasını kim ödeyecek? Erdoğan orada değildi, “Biz bu büyümeyi 85 milyon insanın hayatına cari fazla vererek yansıttık” dedi. Yıl henüz bitmedi. Yıllık 100 milyar doları aşan dış ticaret açığı son 10 yılda zirveye ulaştı. İlk on ayda cari açık 38 milyar doları aştı. Nerede bu cari fazla?
Küçüklerin korkusunu çok iyi biliyoruz.
Diyoruz ki: Biz kurallar istiyoruz, krallar değil. Ancak Saray ve yoldaşları, “Kural için endişelenme, kralı getir” derler. Seçim öncesi İstanbul’un sularını bulandırmaya, çökertmeye çalışıyor. Yeri gelmişken, “Biz çareyi hep millette, milli iradede bulduk” diyen kibirli saraylılar, İstanbul’u kiralamak söz konusu olduğunda millet iradesine hiç saygı göstermiyorlar. Yargı ve Hegomen Yüksek Kurulu eliyle halkın iradesine darbe vurmaktan çekinmez. Gözü bağlı… Seçim öncesi İstanbul’da firar etmeye çalışıyor… Yine sözde reşit olmayanların hukuk müşavirlerinden biri çıktı, “Son sözü Yargıtay söyleyecek. Muhtemelen temyizde onanır. Değilse bu konu Yargıtay’a Peki nedir? Yargı darbesiyle bir an önce İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni devralma planlarını ortaya çıkardı. Normal bir ülkede buna “denir” yargı sürecini etkilemeye çalışıyor”.Voltaire’in meşhur sözü: “Korku suçu doğurur, suç da cezayı doğurur.” atanan bakan, “Yargıtay ve Yargıtay onay verir vermez onu görevden alacağım” diyerek sarayda yazılan talihsiz senaryonun nihai amacını ilan etti.
Bu saray inşaatı tüm bilinçlerin kalbine hapsedildi.
Benİstanbul belediye başkanına göreviyle ilgili bir suçtan dava açıldı mı? Hakkında herhangi bir soruşturma ve kovuşturma bulunmamaktadır. O zaman İçişleri Bakanı’nın buradan yemesi için dirhem yok. İstanbul, bu acımasız saray rejimine büyük bir lokmadır. Yiyemediği o lokmayı kim yutmaya kalkarsa mutlaka boğazına takılır. Adalet terazisinde tartılır, vakti gelince hesabını verir. Belediye Başkanımız Ekrem İmamoğlu görevinin başında. 16 milyon İstanbulluya hizmet vermeye devam edecek. Dünya ağır siklet şampiyonu Mike Tyson’ın sözlerini hatırlayalım: “Ağzına bir yumruk yiyene kadar herkesin bir planı vardır.” Şunu da ekleyelim, “Allah’ı güldürmek istiyorsan ona planlarını anlat…” Bizim bu ülkeye olan güvenimiz, “Haksızlık bizdense, ben bizden değilim” diyen temiz vicdandır. Sarayın kurduğu bu komplo, hangi partiden olursa olsun tüm vicdanların yüreğinde zaten lanetlenmişti.
Geçmiş geride kaldı. Gelecek bizi çağırıyor. Şu andan itibaren, gelecekte hepimiz daha cesur olmalıyız. Artık bu çürümüş, yozlaşmış ve bitkin yönetimi geldiği yere geri koyma zamanıdır. Makamını, makamını, halka emanet edildiğini unutanlara ders vermenin zamanı geldi. Adaylardan ikisi önümüzdeki seçimlerde yarışmayacak. İki farklı konsept yarışacak. Bu doğru ve yanlış arasında bir seçim olacaktır. Demokrasi ile tiranlık arasında olacak. Milletin oğulları arasında olacak ve küçükleri doyuracak. Bunu büyük bir kararlılıkla milletimize vaat ediyoruz. Ağır işi yapacağız. Mazlumları özgürlüğe kavuşturacağız. Biz bu ülkeyi istişare ile yöneteceğiz. Kimseyi ötekileştirmeyeceğiz. Herkesi kucaklayacağız. Hep birlikte, omuz omuza, bu ülkede Cumhuriyet’i gerçek demokrasi ile taçlandıracağız.
Öztrak, açıklamalarının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. Parti yönetimi içinde Ekrem İmamoğlu’nun cumhurbaşkanı adaylığını isteyen ve destekleyenlerin olduğu iddialarının varlığı sorulduğunda Öztrak, “İddialar var diyorsunuz. Yani hız. Tezvirat noktasında yorum yapmayayım” dedi. dedi.
Öztrak, AKP’nin anayasa değişikliği teklifine CHP’nin tavrı sorulduğunda; Cumhurbaşkanımız bu konudaki tutumumuza bu sabah Türkiye’deki televizyon kanallarının temsilcileriyle Ankara ile yaptığı toplantıda yanıt verdi. Başkanımızın sözlerine ekleyeceğim bir şey yok.”
Seçim takvimi sunulduğunda ve anayasa değişikliği teklifinin referanduma denk geleceği ileri sürüldüğünde; “Bizim görüşümüz, nisan ayına kadar ortaya atılan her erken seçim önerisine ‘tamam’ demek yönündedir. Ancak nisan başında yapılacak seçimler bizce artık erken seçim değildir. Siyaset mühendisliğidir. .Biz böyle bir senaryoya dahil değiliz.Yetki cumhurbaşkanında”Nisan’dan sonra göbeklerini kestiler.”
Diğer gönderilerimize göz at
[wpcin-random-posts]