Tanzimat’tan bu yana ülkemizde her alanda Batı sanat ve kültür akımlarını yansıtan sanat akımları ve çıkışları olmuştur. Bu hareketler çoğu zaman ortak bir topluluk olarak görünseler de çoğu zaman özgür eğilimler şeklinde dağılırlar. Cumhuriyet devrimleriyle birlikte her alanda olduğu gibi sanat ve edebiyat/kültür alanında da devletin ve ilerici sanatçıların özel bir çabası olmuştur. Tanzimat’tan günümüze kadar edebiyat alanında birçok topluluk ortaya çıkarken, resim alanında topluluklar biçimindeki sanat akımları sınırlı ve kısa ömürlü olmuştur. Bu yazımızda Türkiye Cumhuriyeti’nde resim alanına damgasını vurmuş bir sanat topluluğu olan D Grubu ressamlarını tanıtacağız.
Milli Mücadele’nin hemen ardından her alanda reformlar ve atılımlar yapıldı. Toplumun yeniden yapılandığı 1930’lu yıllarda akademi müdürü olan Namık İsmail, Milli Eğitim Bakanlığı’na sunduğu raporda kültür alanında yapılan reformların yeterli olmadığını vurgulayarak kapsamlı devrimlerin gerçekleştirildiğini belirtti. bu alanda hayati önem taşıyordu. Bu rapor aynı zamanda kültür-sanat alanındaki gelişmelere dolaylı destek anlamına da gelmektedir. Böyle bir ortamda grup ressamları d. D Grubu ressamların temel amacı sanatı sevdirmek ve halka öncülük etmekti.
D Grubu ilk kez 8 Ekim 1933’te Mimoza’nın Beyoğlu Narmanlı Han’a bağlı şapkacı dükkanında açtığı sergi ile kendini halka tanıttı. Bu sergiden önceki ilk buluşmalarını İstanbul Cihangir’de Zeki Faik Azar’ın evinde yaptılar.
İçindekiler
D Grubu adı nereden geliyor?
Grup Eylül 1933’te Zeki Faik Ezer, Nurullah Barak, Elif Nasi, Cemal Tolu, Abidin Dino ve biri heykeltıraş olan Zohto Moridoğlu adlı beş ressam tarafından kuruldu. Grup, Osmanlı Ressamlar Cemiyeti, Nefis Sanayii Cemiyeti, Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar Cemiyeti gibi grupların ardından sanat camiasında öne çıktığı için dördüncü sanat akımı olduğunu belirtmek istedi. Bunu vurgulamak için Nurullah Berek’in önerdiği alfabenin dördüncü harfi olan “ç”yi atlayarak “d” harfini isim olarak aldılar. D Grubu ressamları, başta Paris olmak üzere büyük sanat merkezlerinin atölyelerinde kübist anlayışla yetişmiş sanatçılardan oluşuyordu. Legere, Ernest Laurent ve André Lhote gibi dönemin büyük resim ustalarının yanında büyüyen bu sanatçılar, yurda döndüklerinde bu anlayışı D Grubu içinde örgütlü bir şekilde uygulamışlardır.
D Grubu ressamlarının amacı nedir?
Bu ressamlar, ülkemizin sanat alanında onlarca yıllık bir gerileme içinde olduğunu ve bunu telafi etmek için örgütlü ve etkili bir harekete ihtiyaç olduğunu belirtiyorlar. D Grubu sanatçılar açtıkları sergilerle ilk kez sergileri ücretsiz izleme geleneğini de başlattı. Bu konuda sanatı tanıtma ve toplumda sanata ilgi uyandırma hedefleri de etkili olmuştur. Koleksiyon ilk ortaya çıktığında belirli bir akımı ya da estetik anlayışı teşvik etmeyi değil, sadece Türk resminin o dönemde hissettiği atalet ve kayıtsızlığı ortadan kaldırmayı amaçlıyordu. Bugün bile ülkemizde sınırlı ve üst sınıfa hitap eden empresyonist anlayışa karşıdırlar. Bunun yerine kendilerini daha kübist ve konstrüktivist olarak tanımlıyorlar. Eserlerinde her şeyden çok objenin geometrik yapısına önem vermişlerdir. Grubun sözcülüğünü de yürüten Ressam Fikret Adel, gruptaki sanatçıların birçoğunun farklı eğilimlere sahip olmasına karşın, sanattaki güncel gelişmeleri Türk sanatına aktarma hedefinin grubu bir arada tutan en büyük etken olduğunu söylüyor. Grubun sergilerine olan yoğun ilgi, grubun bu hedefine ulaştığını da gösteriyor. Her sergi sonrası sanat ve kültür çevrelerinde gelişen tartışmaların ve bu tartışmaların etrafında özgünlük, evrensellik, modernlik, gelenekçilik gibi kavramların ortaya çıkması, toplumun Türk resmine katkılarını da gerçek anlamda gösteriyor. Cemiyetin amaçlarından biri de resim sanatını tanıtmak ve resim sanatını tanıtmaktı. Bu amaç doğrultusunda D Grubu ressamlar, geçmişin büyük ustalarının çeşitli yönlerine göre eserlerin yanı sıra kübist yöne göre de eserler sunmuşlardır.
D Grubu ressamların ilk sergisi Mimoza Hatter için tanıtım broşürleri hazırlayan ünlü gazeteci ve yazar Byami Safa, grup hakkında şunları söylüyor: Solda. Çavuş da değil. Altı kafa, kendi ekseni etrafında dönen, yukarıya ve maddeye bakan altı çift göz. Ölüde bile gizli anı arar. Bu yeni bir görüntü değil. Avrupa ya da özgün bir resim değil.” Byami Safa bu yazısında grup içindeki çelişkileri dile getiriyor.
Toplum parçalandı
D grubu sanatçılar Türk sanat hayatında büyük başarı ve canlılık elde ettiler. Asıl amaçları olan sanata olan ilgiyi ve canlılığı arttırmayı başardılar. Bu başarıların yanı sıra toplumda farklı sanatsal eğilimlere sahip sanatçıların varlığı ve sanat alanında farklı akımların ortaya çıkması toplumun bir süre sonra parçalanmasını kaçınılmaz hale getirmiştir. Örneğin Nurullah Berek ve Zaki Kokamei gibi sanatçılar kübist anlayışa göre eserler üretmenin yanında empresyonist etkiden de tamamen kurtulamamışlardır. Altı sanatçıyla başlayan grup, zamanla on altı sanatçıya ulaştı. 1947 yılına kadar 15 sergi açan topluluk, bu tarihe kadar çok başarılı bir performans ve birlik içinde dayanışma sergileyerek Türk resmine özgün bir karakter ve genç sanatçıların çehresini kazandırdı. Grubun dağılmasının ardından grup üyeleri farklı anlayışlara uygun estetik anlayışlarla sanat yaşamlarına devam ettiler.
kaynak:
http://www.milliyetsanat.com/haberler/sanat-terimi/d-grubu/177
http://ekitap.kulturturizm.gov.tr/TR-80254/d-grubu-1933-1947.html
yazar: Erdal Oğur
Diğer gönderilerimize göz at
[wpcin-random-posts]