İçindekiler
Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, “Sözleşmelerin amacı aile yapımızı bozmak, kadınları korumak, çocukları korumak değil. İktidara destek veren bazı televizyonların sabah yayını bu. Bazı kanalların yayınları kadının onurunu ayaklar altına alıyor, yok ediyor. Aile yapımıza ‘dur’ demeyeceksiniz, aksine sözleşme metni üzerinden büyük bir toplumsal çatışma yaratacak.
Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Gelecek Partisi’nde Kadın Politikaları Başkanlığı tarafından düzenlenen “Kadın Politikalarının Gelecek Modeli: Acil Önlemler ve Kalıcı Bir Vizyon Planı” programına katıldı.
Davutoğlu burada yaptığı konuşmada şunları söyledi:
Erhan Usta: Erdoğan Bey kötü yönetiyor ve bu sistem kötü yönetimi kurumsallaştırıyor
Dışişleri Bakanı iken Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) giden iki davayı aktaran Davutoğlu, “Kadına yönelik şiddet en ağır insanlık suçudur. Kadına yönelik şiddet konusunda kararlı olmamız gerekiyor” dedi. Davutoğlu, 2009 yılında Dışişleri Bakanlığı’ndan benim için çok önemli olan çok sayıda dosya geldiğini söyledi. Adalet Bakanlığı benden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne göndermek için bir savunma yazıp imzalayıp yazmamı istedi. Fikirlerinden dolayı cezalandırılmak isteyen bir akademisyen için savunma yazmayacağım. Sonra yazmayacağız dedim. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden düşünce özgürlüğü ihlali ile ilgili herhangi bir davada savunma.Türkiye fikirlerinden dolayı bir akademisyeni cezalandıran bir ülke olamaz.İkinci dava Nahida Obuz’un davası.O geldiğinde utandım. 1999-2000’de başlayan bir süreç. Defalarca “koruyun beni öldürürler” diye şikayet etti, yetkililer hiçbir işlem yapmıyor ve annesi öldü, o da saldırıya uğradı. Ardından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuruyor. . Bu aklıma geldiğinde Dışişleri Bakanı. Dedim; Türkiye kadınları koruyamayan bir ülke olarak cezalandırılamaz, Türkiye Cumhuriyeti de kadınları koruyamaz. Bu yüzden bunu bir onur meselesi haline getirdik.”
“Kadına yönelik şiddetle ilgili herhangi bir sözleşmenin altına nerede bulunursa imzalarım”
Türkiye’nin Avrupa Birliği Konseyi Bakanlar Komitesi başkanlığını yürüttüğü döneme de değinen Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Avrupa Birliği Konseyi Bakanlar Komitesi başkanlığını üstlenmem güzel bir tesadüf oldu. Yani Avrupa Konseyi’nin 47 ülkesinin başkanlığı bize geçti. Altı ay başkanlık yaptım ve o dönemde Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetle Mücadele Sözleşmesi çalışmalarının devam ettiğini söyledim. ‘Bu işi hızlandıracaksın ve bizim devletimizde bitti’ dedim. Dışişleri Bakanı sıfatıyla bu kanuna ilk imzamı attım. Sonra hepinizin bildiği gibi Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi sırf bu amaçla toplandı ve devlet olarak İstanbul Sözleşmesi olarak bilinen ilk anlaşmayı imzaladık. Daha sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde tam onayla kabul edildi. Şu anki cumhurbaşkanı o zamanki başbakanımızdı. Bu sözleşmeyi her yerde imzalamaktan gururla bahsedin. Ana muhalefet partisi Cumhuriyet Halk Partisi ve tüm partiler tam bir anlaşmaya imza atarak yürürlüğe girdi. Daha sonra bazı şeyler bazı endişelerle gündeme geldi. O zamanlar uyarıldım, hep söyledim. Bana çok saldırdılar ve bizzat beni kışkırttılar. Tekrar söylüyorum, Kadına Yönelik Şiddet Sözleşmesi nerede imzalanırsa imzalansın, tekrar tekrar imzalayacağım.”
Davutoğlu, Türkiye’nin İstanbul Anlaşması’ndan çekilmesine ilişkin de şu değerlendirmelerde bulundu:
Türkiye Cumhuriyeti kadına sahip çıkmayan bir ülke olarak bırakılamaz. Bu yüzden İstanbul Sözleşmesi ile ilerledik ve hızlandırdık. Şahsen ben onu ve hızını takip ettim ve o zamanlar Türkiye’de bu malzemeden haberleri yok muydu? Herkes biliyor ve buradan yola çıkarak sanki kadını korumakla aileyi korumak arasında bir seçim yapmak zorundaymışız gibi bu sözleşme yapılırsa ailemiz zarar görür dediler. Hayır, aile yapımızı zedeleyecek kadınları veya çocukları koruyan sözleşmeler değil. Bu, bazı hükümet yanlısı TV kanallarının sabah yayını. Bazı kanalların yayınları kadının onurunu ayaklar altına alıyor, aile yapımızı bozuyor. Onlara “dur” demeyeceksiniz, aksine sözleşme metni üzerinden büyük bir toplumsal çatışma yaratacaksınız. On yıl bu sözleşmenin sahibi olmaktan gurur duyacak olan Cumhurbaşkanı, bir gün “Zararlı olduğu ortaya çıktı” diyerek onu terk edecektir. Böyle bir devlet anlayışı yok.
Diğer gönderilerimize göz at
[wpcin-random-posts]