Gelibolu Emek Dayanışma Platformu: Asrın felaketi değil, asrın ihmali

6 Şubat 2023 tarihinde Kahramanmaraş’ın Pazarcık ve Elbistan ilçeleri merkezli meydana gelen 7,8 ve 7,5 büyüklüğündeki depremlerin üzerinden geçen üç yılın ardından Gelibolu Emek Dayanışma Platformu basın açıklaması düzenlendi. On binlerce yurttaşın yaşamını yitirdiği felaketi “asrın ihmali” olarak nitelendiren platform, yıkımın sorumlusunun rant düzeni ve denetimsizlik olduğunu ifade etti.

Resmî verilere göre 53 bin 537 kişinin hayatını kaybettiği ve 107 bin 213 kişinin yaralandığı belirtilen açıklamada, sivil toplum kuruluşlarının verilerinin daha ağır bir tabloya işaret ettiği kaydedildi. En az 2 milyon kişinin barınma sorunu yaşadığı, 5 milyondan fazla kişinin göç ettiği ve 658 bin kişinin geçim olanaklarını yitirdiği bilgisi paylaşıldı.

Açıklamada ayrıca şu ifadelere yer verildi:

ASRIN FELAKETİ DEĞİL, ASRIN İHMALİ

DEPREM BİTMEDİ: YIKIM DEVAM EDİYOR, ADALET YOK, HESAP YOK

6 Şubat 2023 tarihinde Kahramanmaraş’ın Pazarcık ve Elbistan ilçeleri merkezli meydana gelen 7,8 ve 7,5 büyüklüğündeki depremler; on binlerce yurttaşımızın yaşamını yitirmesine, yüz binlercesinin yaralanmasına ve milyonlarca insanın hayatının kökten değişmesine neden olmuştur. Depremlerin üçüncü yılında yaşamını yitirenleri saygıyla anıyor; bu büyük yıkımı “doğal afet” diyerek geçiştiren anlayışa karşı, rant düzenine, cezasızlığa ve kamusal hizmetlerin tasfiyesine karşı mücadelemizi büyüteceğimizi bir kez daha ilan ediyoruz.

Bugün burada yalnızca bir yıl dönümü için toplanmadık.

Bugün burada; üç yıldır duyulmayan bir halkın sesini duyurmak,

üç yıldır bastırılan gerçekleri haykırmak,

üç yıldır cevapsız bırakılan soruları yeniden sormak için toplandık.

6 Şubat 2023 depremlerinin üzerinden üç yıl geçti.

Ama bu ülkede deprem bitmedi.

Yıkım sürüyor.

İhmal devam ediyor.

Cezasızlık kurumsallaşmış durumda.

Resmî verilere göre 53.537 kişi hayatını kaybetmiş, 107.213 kişi yaralanmıştır. Ancak sivil toplum örgütlerinin deprem bölgesinde aylarca sürdürdüğü çalışmalar, bu rakamların gerçeğin yalnızca bir bölümünü yansıttığını açıkça ortaya koymaktadır. En az 2 milyon kişi barınma sorunu yaşamış, 5 milyondan fazla yurttaş göç etmek zorunda kalmıştır. ILO verilerine göre ise 658 bin kişi geçim olanaklarını yitirmiştir.

Bugün hâlâ 270 bin insan konteynerlerde yaşamaya mahkûmdur.

Bugün hâlâ kayıplar vardır.

Adıyaman’da 3’ü çocuk 8 kişinin akıbeti bilinmemektedir.

Hatay’da 5 doktor hâlâ kayıptır.

Bu ülkede insanlar, sevdiklerinin mezarına bile ulaşamadan “normalleşme” masalları dinlemek zorunda bırakılmaktadır.

BİZ BU FELAKETİ İSTATİSTİKLERDEN TANIMIYORUZ

Biz bu felaketi istatistiklerden tanımıyoruz.

Biz bu yıkımı maketlerden, tanıtım filmlerinden, açılış törenlerinden tanımıyoruz.

Biz bu yıkımı;

• konteynerlerin teneke duvarlarından,

• çatlayan TOKİ binalarından,

• tozdan nefes alamayan çocuklardan,

• vinç tepesinde parasını isteyen işçilerden,

• MESEM’lere sürülen çocuklardan,

• hâlâ barınamayan yaşlılardan,

• borç batağındaki esnaftan,

• yıkıntılar arasında kaybolmuş mahallelerden tanıyoruz.

DEPREM DOĞALDIR, BU YIKIM SİYASİDİR

Deprem bir doğa olayıdır.

Ancak bu kadar insanın ölmesi, sakat kalması, yoksullaşması ve yerinden edilmesi doğal değildir.

Bu yıkım; rantçı kentleşmenin, denetimsizliğin, imar aflarının, kamusal hizmetlerin tasfiyesinin ve cezasızlık politikasının sonucudur.

Türkiye nüfusunun yaklaşık yüzde 76’sı aktif fay hatları üzerinde yaşarken kentler; bilimsel, kamusal ve toplumcu esaslara göre değil, piyasa ihtiyaçlarına göre planlanmıştır. Denetimsiz yapılar imar aflarıyla yasallaştırılmış, her büyük depremden sonra sorumlular korunmuş, suç alt kademelere yıkılmıştır. “Kader” ve “fıtrat” söylemleriyle cezasızlık olağanlaştırılmıştır.

Son 21 yılda deprem vergileri adı altında toplanan yaklaşık 40 milyar doların nerelere harcandığı hâlâ açıklanmamıştır.

Bilim insanlarının uyarıları yok sayılmış, afet yönetimi piyasanın insafına terk edilmiştir.

DEPREM BÖLGESİ ŞANTİYEYE, YAŞAM ÖLÜM DÜZENİNE DÖNÜŞTÜRÜLDÜ

Bugün deprem bölgesi devasa bir şantiyedir.

Ancak bu şantiyelerde yalnızca binalar değil; iş cinayetleri, çocuk işçiliği ve sömürü de yükselmektedir.

İSİG Meclisi verilerine göre:

• 2025’te 2.105 işçi hayatını kaybetmiştir.

• Bu ölümlerin en az altıda biri deprem illerinde yaşanmıştır.

• İnşaat işkolunda ölen her dört işçiden biri deprem bölgesindedir.

• Son üç yılda yalnızca deprem illerinde 1.081 işçi yaşamını yitirmiştir.

Bu ölümler kader değildir.

Bu ölümler kaza değildir.

Bunlar önlenebilir sosyal cinayetlerdir.

Bakanların kameralar önünde “7/24 çalışın” talimatı verdiği, işçilerin aylarca maaş alamadığı, vinç tepelerinde adalet aradığı bir düzenden söz ediyoruz.

İşçi sağlığı ve iş güvenliği kuralları fiilen askıya alınmıştır. Denetimler yetersizdir ya da hiç yapılmamaktadır. Kalifiyeli–kalifiyesiz, çocuk–yaşlı, yerli–göçmen yüz binlerce işçi ağır bir iş yetiştirme baskısı altında çalıştırılmaktadır.

“İnşaat işçisi köle değildir” sözü bugün deprem illerinde bir slogan değil, bir hayatta kalma çığlığıdır.

ÇOCUKLAR EĞİTİMDEN KOPARILIYOR, ÇALIŞMAYA ZORLANIYOR

Deprem sonrası binlerce çocuk;

okula erişememiş,

travma nedeniyle eğitimden kopmuş,

yoksulluk nedeniyle çalışmaya zorlanmıştır.

MESEM’ler eliyle çocuk işçiliği devlet politikası hâline getirilmiştir.

İSİG Meclisi verilerine göre 2024’te 71, 2025’te 94 çocuk işçi hayatını kaybetmiştir.

Çocuklar tarlalarda, atölyelerde, şantiyelerde ölmektedir.

Bu bir felaket değil; bilinçli bir tercihtir.

TOKİ KONUTLARI GÜVENLİ DEĞİL, ADİL DEĞİL, YAŞANABİLİR DEĞİL

Depremzedeler için inşa edilen TOKİ konutları;

çatısı uçan,

su alan,

zemini kayan,

yangın riski taşıyan,

fahiş aidatlarla borçlandıran yapılara dönüşmüştür.

Kiracılar sistematik biçimde dışlanmıştır.

Bazı ev sahipleri ikinci konutuna kavuşurken, depremde evi yıkılan kiracılar kuraya bile alınmamıştır.

Henüz teslim edilmeyen konutlar için aidat borcu çıkarılan, soğuk evlerde yüksek faturalar ödemeye zorlanan insanlar vardır.

Bu barınma değil, yeni bir yoksullaştırma politikasıdır.

KONTEYNER KENTLER: GEÇİCİ DENİLİP KALICI KILINAN SEFALET

Üç yıl geçmiştir.

Hâlâ yüz binlerce insan konteynerlerde yaşamaktadır.

“Geçici” denilen konteyner kentler kalıcı hâle getirilmiş, bu alanlar insan onuruna aykırı yaşam koşullarıyla anılır olmuştur.

Üstelik şimdi bu insanlar zorla tahliye edilmek istenmektedir.

Elektrik ve su kesintileriyle, polis tehdidiyle karşı karşıyadırlar.

Devletin çözemediği barınma sorununu, yurttaşın konteynerini boşaltarak çözmeye çalışması kabul edilemez.

ALTYAPI, ÇEVRE VE YAŞAM HAKKI YOK SAYILIYOR

Adıyaman’da yollar çamur, toz ve çukurlarla doludur.

Elektrik ve su kesintileri hayatı felç etmektedir.

Toz, asbest ve taş ocakları halk sağlığını tehdit etmektedir.

Kömür beldesinde tarım bitmekte, insanlar hastalanmaktadır.

Bu tablo tesadüf değildir.

Bu, rant uğruna yaşamın feda edilmesidir.

Şubat depremleri bu ülkenin Hiroşiması, Çernobilidir.

BU RAPOR BİR BELGE DEĞİL, BİR İTİRAZDIR

Biz buradan açıkça söylüyoruz:

Deprem bitmedi.

Normalleşme yok.

İyileşme yok.

Adalet yok.

Ama biz de yok olmayacağız.

Deprem değil, ihmal öldürdü.

Gerçek sorumlular hesap verene kadar susmayacağız.

Deprem yalnızca 6 Şubat’ta yaşanmadı.

Deprem, sonrasında yapılanlarla ve yapılmayanlarla her gün yeniden yaşatıldı.

Adıyaman’dan Hatay’a, Malatya’dan Maraş’a kadar deprem bölgesi bugün hâlâ bir enkaz coğrafyasıdır. Enkaz yalnızca binalarda değil; yaşam koşullarında, kamu hizmetlerinde, insan onurunda ve geleceğe dair güvende durmaktadır.

Biz buradayız çünkü unutmuyoruz.

Biz buradayız çünkü bu düzenin “normal” dediği şey ölümdür.

Biz buradayız çünkü bir kentin yeniden inşası; yükselen binalarla değil, güvenli yaşamla, adaletle ve kamusal sorumlulukla mümkündür.

Ölenlere zamanında ulaşılmadı.

Kalanlar, ölenden beter koşullara mahkûm edildi.

Bu bir kader değil.

Bu bir ihmal değil.

Bu bir yönetim anlayışıdır.

Ve biz bu anlayışı reddediyoruz.

Depremi unutturmaya çalışanlara karşı

biz hatırlatacağız.

Sorumluluktan kaçanlara karşı

biz hesap soracağız.

Bu topraklarda bir daha kimse

enkaz altında bırakılmasın diye

mücadeleden vazgeçmeyeceğiz.

Unutmak yok.

Affetmek yok.

Helalleşmek yok.

GELECEK DEPREMLER KONUSUNDA KAYGILIYIZ, ÇÜNKÜ DERS ALINMADI

Bugün burada yalnızca geçmişi konuşmuyoruz.

Geleceğe dair derin bir kaygımız var.

Çünkü;

şehirler plansız büyümekte,

altyapı yetersiz kalmakta,

kaçak ve geçici yapılar yaygınlaşmakta,

tarım alanları imara açılmakta,

bilimsel uyarılar dikkate alınmamaktadır.

Yeni depremler olacak.

Soru şudur:

Yine mi hazırlıksız yakalanacağız?

Yine mi enkaz altında kalanlara geç ulaşılacak?

Yine mi sorumlular cezasız kalacak?

Diğer gönderilerimize göz at

[wpcin-random-posts]

Yorum yapın