İstanbul Emek, Barış ve Demokrasi Güçleri tarafından akşam saatlerinde kadıköy İskele’de bir açıklama yapıldı. Açıklamada, Aralık 2024’te Şam’ın HTŞ ve bağlantılı cihatçı gruplar tarafından ele geçirilmesiyle Orta Doğu halkları için kanlı bir sürecin başladığı belirtildi. Fadik Temizyürek tarafından okunan İstanbul Emek, Barış ve Demokrasi Güçleri açıklamasında “Yanı başımızda, tarihin en kadim coğrafyalarından birinde; Arapların, Kürtlerin, Türkmenlerin, Çerkezlerin, Ermenilerin, Asurilerin, Süryanilerin, Dürzîlerin ve Yahudilerin; Alevisi, Ezidisi, Sünnisi ve Hristiyanıyla yüzyıllardır oluşturduğu o zengin kültürel mozaik bugün büyük bir tehdit altındadır” denildi. Açıklamada, özetle şu görüşlere yer verildi:
“Hastanelerin bombalandığı, sağlık emekçilerinin katledildiği ve on binlerce insanın göçe zorlandığı ağır bir savaş suçu işlenmektedir”
“Meşruiyetini halklardan değil, küresel ve bölgesel emperyalist odakların desteğinden alan HTŞ ve bağlı cihatçı çeteler, iktidarı ele geçirdikten sonra başta Aleviler, Dürziler, Süryaniler ve Hristiyanlar olmak üzere tüm farklı inanç ve kimliklere yönelik saldırıları sistematik hale getirmiştir. Bu gerici saldırganlığın hedefi bugün ise doğrudan Kürt halkına yönelmiş durumdadır. Süveyda’da onurlu bir direniş gösteren Dürzilere saldıran; İdlib camilerinden cihat çağrıları yaparak Lazkiye, Tartus ve Humus’ta Arap Alevi halkını hedef alan bu çeteler, yüzlerce sivilin kanını dökmüştür. Saldırılar, Halep’in Kürt mahalleleri olan Şeyh Maksut ve Eşrefiye’ye kadar uzanmıştır. Hastanelerin bombalandığı, sağlık emekçilerinin katledildiği ve on binlerce insanın göçe zorlandığı ağır bir savaş suçu işlenmektedir. Dün IŞİD’in Şengal’de ve Kobane’de denediği barbarlık, bugün isim değiştirmiş cihatçı eliyle Halep’te, Süveyda’da ve Lazkiye’de sürdürülmekte, tehdit Rojava’da halkların kanıyla ve teriyle inşa edilen demokratik özgür yaşama yönelmektedir.
“Suriye’de barışçıl bir çözüm yerine çatışma körüklenmekte”
Bu katliamlar; ABD, NATO ve İsrail’in bölge politikalarından bağımsız değildir. Yeşil Kuşak projesinden bu yana devşirilip kılıktan kılığa sokulan bu çeteler, emperyalizmin bölgeyi yeniden dizayn etme aparatlarıdır. Orta Doğu’nun enerji kaynaklarını ve geçiş yollarını kontrol etmek isteyen sermaye güçlerinin tetikçiliğini yapmaktadırlar. Türkiye’deki siyasi iktidar ise, bu katliamcı çetelere açık destek vererek, Suriye’de barışçıl bir çözüm yerine çatışmayı körüklemekte ve Suriye halklarının güvenliğini açıkça tehdit etmektedir. Bugüne kadar halkların demokratik talep ve beklentilerine yanıt vermek yerine sadece kendi iktidarını güçlendirmekle uğraşan HTŞ, Suriye’yi çatışmalara ve bölünmeye sürüklemekte; Suriye’nin bütünlüğünde yana olduklarını söyleyen emperyalist ve işbirlikçi güçlerin yarattığı Suriye tablosu her geçen gün endişe verici boyutlara varmaktadır.
Venezuela’dan Suriye’ye kadar gördüğümüz gerçek şudur: Sindirerek ele geçirdiği her karış toprakta sayısız insanın ölümüne ve zorunlu göçüne yol açan emperyalist güçlerin derdi demokrasi ya da halkların çıkarı değil, bölgeyi kendi çıkarlarına göre parça parça etmektir.
Ancak biliyoruz ki halkların kurtuluşu; ne diktatörlerin ne de emperyalistlerin elindedir. Hem Suriye’deki barbarlığa hem de İran’daki baskıcı rejime karşı durmak; bölgeyi ateş çemberine atan ABD emperyalizminin kirli stratejilerine karşı birleşik anti-emperyalist mücadeleyi örmekle mümkündür.”
“Kürt halkına yönelik saldırılar büyük bir sabotajdır”
HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş da Suriye’de yaşananların barış ve demokratik toplum mücadelesine yönelik açık bir sabotaj olduğunu söyledi. Beştaş, “Biz barıştan yanayız ama onurlu bir barıştan yanayız. Halkların, kimliklerin, inançların özgürce yaşayabildiği demokratik bir toplum için mücadele ediyoruz” dedi.
“Bir yandan dil tanınıyor diğer yandan saldırı başlatılıyor”
Beştaş, Kürt dilinin tanındığı yönünde açıklamalar yapılırken eş zamanlı olarak askeri saldırıların sürdürülmesinin samimiyetsizliğini vurgulayarak, “Bu oyunları Kürt halkı yüzyıllardır yaşıyor. Zilan’dan Ağrı’ya, Roboski’den bugüne Kürt halkı sürekli bir katliam tehdidiyle karşı karşıya bırakıldı” ifadelerini kullandı.
“Kadınlar Rojava’da direnmeye devam edecek”
Halep’te Şeyh Maksut ve Eşrefiye’ye yönelik saldırılarda 200 bini aşkın insanın yaşadığı mahallelerin tank ve toplarla hedef alındığını belirten Beştaş, kadınların katledildiğini ve on binlerce insanın zorunlu göçe maruz bırakıldığını söyledi. Beştaş, “Jin, jiyan, azadî her yerde yükselmeye devam edecek. Kadınlar Rojava’da mücadeleyi sürdürecek” dedi.
“Susma, Haykır: Katliama Hayır”
Açıklama, Kürt, Alevi, Süryani, Dürzi başta olmak üzere tüm halklar ve inançlarla dayanışma çağrısıyla sona erdi. İstanbul Emek, Barış ve Demokrasi Güçleri, Suriye’den İran’a kadar halklara yönelik baskı ve katliamlara karşı sessiz kalmayacaklarını vurguladı.
Diğer gönderilerimize göz at
[wpcin-random-posts]